Ertelemek ile ilgili bir yazı yazıcaktım ama tezata bak ki onu da erteledim. Ama bu yazıcaklarım o konuyla alakalı olduğu için değinmeden edemicem.
Ananem (evet doğrusu "anneanne" ama ben anane dicem") banyoda düşüp kalça kemiğini kırdı. Hastaneye yatırdılar. Yatırdıkları hastane evimize yakındı ve daha önce orada çalışmıştım. Tabi hemen gittim. Yatırma işlemleri bitti biraz daha oyalandıktan sonra elini öpüp çıktım. Ameliyat olacaktı ama hafta sonu olduğu için hafta içini bekliyorlardı. Ertesi akşam (pazar akşamı) birkaç akrabamız bizdeydi ve ananemin yanına gidecekleri sırada bana geliyor musun diye sordular. Bende "siz gidin ben yarın çıkınca giderim" dedim. Ertesi gün çarşıdayım, telefonum çaldı arayan babamdı. "Oğlum ananen ameliyattan çıkamamış" dedi.
O an neye uğradığım şaşırdım. Ağlamadım. Ağlasam iyiydi ama şaşkınlıktan hiç bir şey yapamadım. Ameliyattan çıkınca yanına giderim dedim ama ameliyattan çıkamadı. Bu nasıl iştir? Son kez görme şansımı dün akşam tepmişim. Bunu fark etmek çok acıydı. İşin daha ilginç tarafı birkaç gün sonra o hastanede staja tekrar başlayacak olmamdı. Daha da ilginci ananemin öldüğü bölümde başlamam ve onun hemşiresiyle çalışmamdı. Daha geçen gün ne için geldim şimdi ne için. Daha daha ilginci ise annemin beni arayıp "oğlum ananenin tülbenti odadaki banyoda kaldı onu al" demesiydi. Odaya girdim, banyoya baktım ve yukarda duruyordu tülbent. Aldım anneme götürdüm. Ben o serviste kalamadım, bir yolunu bulup başka servise geçtim.
Bu yaşadığım olay bir şeyleri ertelememem gerektiğini öğretmişti bana. Bugünün işini yarına mı bırakmıştım bilmiyorum. Çünkü hangi iş hangi günün bunu ayırt etmek biraz güç. Bu olay bile beni erteleme alışkanlığından vazgeçiremedi tamamen.
Bir haddiskim var. İçinde 5-6 yılın birikim, belki de sanal ortamla ilgili her şeyim onun içinde. Videolar, fotoğraflar, filmler, ara sıra tuttuğum günlükler vs. Bir arkaşıma vasiyet etmiştim arada tekrarlar hatırlatırım. Ben ölürsem bilgisayarımı ve harddiski imha et derdim. O şaka falan anlardı ama gayet de ciddiyim bun konuda. Çünkü ben öldükten sonra bunların durmasının bi önemi yok. Neyse bu önemsiz bir detaydı.
Hep dedim ki kendime "ya bu harddiske bir şey olursa?" Bunda saklamaya güvenmicem de neye güvenicektim halbuki. Sonra bulut teknolojisi ile tanıştım. İnternet üzerinde veri saklama işi yani. Bu sınırlıydı 10GB gibi. Bazı dosyalarımı yükledim aktif olmasa da kullanıyordum. Ancak benim için önemli olan onlarca şeyi yüklemeyi hep erteledim. Belki üşengeçlikten, belki de yükleme hızı çok yavaş olduğu için bu işlemin günler hatta haftalar alacak olmasından. Ancak fark etmez yapmadım işte. Sonra geçen gün harddiskim bozuldu. İlk başta psikoloji de yeri olan "inkar" aşamasını yaşadım. Yok lan olamaz düzeltilir bu dedim. Ama olmadı işte. Veri kurtarma programları falan hep kofti. Şu an fark ediyorum ki içindeki her şey gitti. Büyük bir boşluğun içinde girdim. O kadar birikim ne olacak? Onca yıldır biriktirdiğim her şey, her hatıra yalan mı oldu ya da zaten yalandı da ben yeni mi fark ettim?
Ben hiç bir şeyi silmeye kıyamayan biriyim. Aynı şekilde alışveriş fişlerini, banka fişlerini hatta bazen yediğim abur cubur paketlerini saklarım. Onlar da yatağımın altında gömülü. Bu harddisk işi beni düşünmeye gitti. Sanal ortamdan elimi ayağımı çekmeyi düşünüyorum. Karşımda duran 15'6 inç ekrana bakıp bir şeyler yapmaktan başka ne boka yaradı onca şey. En çok da kardeşimin küçüklükten beri olan fotoğrafları koydu. Eski sevgilimin fotoğrafları da var tabi :)
Acaba tüm bunlara fazla mı değer veriyorum? Yatağımın altındaki her şeyi yakıp atmalı mı? Lise boyunca tuttuğum her defteri çöpe mi atmalı? Bunların değeri nedir? Binlerce şeyi tuttum da noldu? Bir anda gitti onca şey? Şimdi hayatımda değişen ne? Bi rahatlama yaşadığımı da inkar edemem. Bazen tüm bu biriktirdiklerim kafamda yük olmaktan başka bir şey işe yaramıyormuş gibi geliyordu. Her şeyi silip atıp bu işleri bırakacak mıyım? Biriktirmeden yaşayacak mıyım? Kafam şu an gerçekten bulanık. Bi harddiskin bana yaptığına bak.
Cidden denişik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder